Cuma, Şubat 3

AB Neye Karar Verecek?(Halamdan)

Herhangi bir Avrupa ülkesinde büyümüş bugünün kırk yaş üstü kuşağı hatırlar ki, bir zamanların Avrupa’sında memleketimden gelen ucuz işgücü ve ne iş verirsen yapacak olan babalarımız, annelerimiz zamanında, Avrupa onlara misafirperverliklerini göstermiş, onları içlerine almıştı, hatta bazen baş tacı etmişti. O zamanın Avrupa ülkeleri farklılığa açıktı. Çünkü farklılar azınlıktı ve farklılar iş dünyasında sadece emekçi olarak vardı, ekonomide fazlaca söz sahibi değildiler; tabii bu bir avuç insanın çocukları da çoğunlukla onların bilimden oldukça uzak, el sanatlarına yönlendiren okullarında okumaktaydı. Gidenlerin içinde çocuklarını gerçekten bilim yolunda ilerlemeleri için yönlendiren oldukça az anne-baba vardı; zira gidenlerin büyük bir kısmı hep para kazanılınca, vatana dönme umuduyla gitmişlerdi, oraya yerleşip, kök salmayacaklardı nasıl olsa.

Ama bu çocuklarına iyi eğitim aldıran bir avuç insanın büyüyen çocukları ve zamanla orayı yarı vatanları görüp, kök salan yurdum insanı tehlike arz etmeye başladı. Kimisi siyasete atıldı, kimisi iş sahibi olup, ekonomide ve siyasette söz sahibi olmaya başladı. İşte o gün bugündür başta “dost” ülkelerin vatandaşları başladı “Türken Raus!” demeye, sonra da çorap söküğü gibi gelmeye başladı zaten devamı.

Sadece biz mi göze batmaktayız? Yok canım, olur mu öyle şey? Bilinçlenmiş bütün eski sömürge kuşakları da bu arada isyanlara başladılar. Kim diyebilir ki, Fransa varoşlarıyla barıştı ve çözüm üretti de, bu insanlar artık kendiliklerinden sustu? Kim diyebilir ki, Hollanda’da yaşayan eski sömürgelerden getirtilmiş Surinam ve Endonezya halkı burada yaşamaktan çok mutlu ve hiçbir sorunları yok? Bu sorunlar tabii ki çözülmedi, bu sorunların çözülebilmesi için de hiçbir ülkenin tek başına yapabileceği bir şey yok zaten, bu işin başını G8ler çekmeliler. Çünkü sorun, emperyal güçlerin artık sömürüden ne oranda vazgeçebilecekleri ve ne oranda rahatlarından fedakarlık edip, hem kendi ülkelerinde yaşamakta olan azınlıklara, hem de dünyada kendilerinin utancı olan açlıktan ölmekte olan insanlara yaşama hakkı tanıyacaklarında gizli.

Tabii bir de bizim gibi kırk yıl kapıda bekletilip de, sıra üye olmaya gelince türlü oyunlarla engellenmekte olan bir AB üyesi olma hayaliyle coşmuş ülkelerdeki halkların umuduna rağmen, Eurokratların, kendi altyapılarını buna hazırlamamış olmalarında. Çünkü biliniyor ki, bir kez bizim gibi Müslüman, kendine münhasır gelenek ve görenekleri olan, kalabalık nüfusu bulunan, büyük oranda genç nüfusa sahip bir üye o birliğin içine alındığında, kapının başkalarına da aralanma ihtimali daimi olarak Demokles’in Kılıcı gibi asılı durmakta başlarının üzerinde. Çünkü önü ardı kesilmeyen üyelik zincirini bir düşünün, ondan sonra da oturup, kalan kimlerin sömürülebileceğini bir düşünün…

İşte AB önce buna karar verecek ve gördüğünüz üzere bu kararı vermekte oldukça zorlanıyor. Çünkü, gerek AB’nin, gerekse ABD’nin önünde iki yol var; ya emperyalizmden vazgeçecek, ya da bu iki grup zaman içinde karşı taraflarda yer alacak. Sizce buna ihtimal var mı? Hem de ABD’ye yerleşmiş olanlar eski Britanya’lılar olmuşken?

Kendi adıma ülkemde AB yolunda olmayı çok severek benimsiyorum, çünkü benim bildiğim Atatürk’ten sonraki siyasetçilerimin hepsi gözümde sınıfta kaldı. Yazık ki, yularsız hiçbir ilerleme kaydedilmedi ülkemde benden önceki kuşaktan beri. Ben bunu yazmaya utanıyorum bir Türk evladı olarak, ama hiçbir siyasetçimiz gözümün içine bakarak suçu daimi olarak kendisinden bir önceki iktidara atmaktan utanmıyor. Bence bütün dokunulmazlıklar kalkmalı ve hayatta olan bütün siyasilerim ve bürokratlarım şöyle bir er meydanına çıkmalı.

Ama iş AB’ye girmeye gelince, eğer ben bu uğurda ülkemde kaos yaşayacaksam; ülkemde her boyun ayrı dili resmi dil olarak kabul edilecekse; ülkemde alt kimlik-üst kimlik gibi, bir ülkeyi zaman içinde bölmeye yaramaktan başka bir işe yaramayan gevezelikler yaşanacaksa; emperyal güçler gözlerini su kaynaklarımı ele geçirmekten -unutmayın evinizde asla su yapamazsınız ve su giderek tükenmekte yeryüzünde- alamayacaksa; komşu ülkelerimde olası savaşlar beni daima etnik yapımdan ötürü etkileyecek ve hep yakınımda savaş olacaksa; 70-80 milyon nüfuslu bir Türkiye’den ve tabii arkasında barındırdığı 300 milyonluk bir Türk gücünden korkulduğundan, ülkemdeki zengin yer altı kaynakları ülkem bölünmedikçe yer altında mühürlü kalacaksa; Ata’ma dil uzatılacaksa; Peygamberime yakışmayan karikatürler çizilecekse; ülkemin tarım arazileri birilerine okkası on paraya peşkeş çekilecekse; her türlü gıdayı üretmeye muktedir ülkem, en temel gıdasını dahi, borçlanarak alacaksa; okullarımda yabancı ana dil kullanılacaksa –ki kendilerinde böyle bir uygulama yoktur-; …..daha devamı getirilebilir.

Ben AB’nin karar vermesi gerektiğinin benim ülkemin üyeliği olduğuna inanmıyorum. Çünkü bu o kadar da zor bir iş değil. Kanunlar var, yaptırımı güçlendirirsiniz, insanlar da bal gibi uygular. Bu zor bir şey değil. AB’nin vermesi gereken karar, yeni bir süpergüç olup olmayacağının kararıdır! Ki, bu süpergüç yenilikler barındıracaktır bünyesinde; yani, bugünkü süpergücün alternatifi olacaktır.

Birsen Şahin
03/02/2006

Çarşamba, Ocak 25

Lara'm


Lara minik bir bebecik
Lara ve Prenses(halamın kedisi)


Pazartesi, Ocak 23


Şiir halamdan

Cumartesi, Ocak 21


Bütün aile Fenerbahçeliyiz!

Cuma, Ocak 20



Bu benim sana hediyem kızım

Seni çok seviyorum eserim

Halan

Birsen Şahin